top of page

Sayın Prof. Dr. Aslıhan Dönmez yazdı.. "Çağımız İnsanının Belirsizliğe Karşı Tahammülsüzlüğü"

"Çağımız İnsanının Belirsizliğe Karşı Tahammülsüzlüğü"

 

Çok sevgili arkadaşım Sayın Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, herkesin okuduğunda evet işte bu diyebileceği bir konuya değiniyor. "Belirsizlik ve beraberinde getirdiği her türlü komplikasyon" diyebilirim ben buna..

İç dünyamızda gerginlik oluşturan her olayın, dış dünyamıza yansımazı ve bizim artık taşıyacak gücümüzün sınırlanabilmesi belki de..

Sayın Dr. Dönmez'e NORTHWAY ailesi ile birlikte olduğu için teşekkür eder, çalışmalarında başarılar dileriz.


Çağımız İnsanının Belirsizliğe Karşı Tahammülsüzlüğü


Aslında hepimizin sabah uyandığımız andan itibaren belirsizlikle karşılaşıyoruz. O gün neler yaşayacağımızı bilmeden güne başlarız. Evet, o gün için yaptığımız planlarımız vardır ve aşağı yukarı bizi nasıl bir günün beklediğini tahmin edebiliyoruz ama o planların hiçbirinin gerçekleşmeme ihtimali de var.

Belki işe gitme yolunda kafamızda o günkü randevularımız dönerken ani bir durum ortaya çıkacak ve işe gidemeyeceğiz…bunu bilmeden hareket ediyoruz. Aslında ömrümüzü de bu “uzun ince yolda” bir sonraki adımımızda karşımıza çıkacak durumlardan emin olamadan yaşıyoruz. Bazılarımız hayatın bu belirsiz yanını kabul etmekte ve kendini akışa bırakabilmekte daha başarılıyken, bazılarımızsa bu belirsizliği tolere etmekte zorlanıp belirsiz durumlar karşısında kaygıya kapılabilmekte, hatta bu belirsizliği kontrol etme gibi beyhude bir çaba içerisine girebilmektedir.


Belirsizliğe tahammülsüzlük nedir? Kimlerde görülür?

Belirsizliğe tahammülsüzlük bir kişinin bir durum karşısında önemli, anahtar ya da yeterli bilgiden yoksun olması nedeniyle yaşadığı duruma katlanmadaki zorluğu olarak tanımlanır. Aslında hepimiz, en azından hayatımızın belirli dönemlerinde, belirli konular hakkındaki belirsizliklere katlanmakta zorluk çekmişizdir. Üniversiteye giriş sınavının sonucunu beklerken, tahlil sonuçlarımızı beklerken, bürokratik bir işimizin sonucunu beklerken, ‘ruh eşimizi’ beklerken durumun belirsizliği karşısında sancılı bir bekleyiş yaşamışızdır. Dolayısıyla belirsizliğe tahammülsüzlük kavramı hiçbirimiz için yabancı değil.


    Çağımızın bazı özelliklerinin belirsizliğe tahammül etmede zorlanmamızda önemli bir etken olduğunu söyleyebiliriz. Teknoloji sayesinde birçok bilgiye ulaşabiliyor ve üstelik bunu son derece hızlı bir şekilde yapabiliyoruz. 
    Bu durum hayatımızdaki her alanı kontrol edebileceğimiz ve istediğimiz gibi yönlendirebileceğimiz yanılgısına neden olmakta. Beklemek konusunda sabırsız ve beceriksiziz. 
    Düşünsenize, eskiden akıllı telefonlar ve internet yokken insanlar uzaktaki yakınlarından haber almak için günler, bazen haftalar, hatta aylar boyunca beklemek zorunda kalıyorlardı. Oysa bizler için en uzak mesafedeki yakınlarımız bile bir ‘tık’ uzakta.     
    Bilgiye de Google dede sayesinde çok hızlı bir şekilde ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla belirsiz durumlara bizden 100 yıl önce yaşamış insanlara göre daha az katlanmak zorunda kalıyoruz. Bu durum belirsizliğe tahammül etme kasımızın çalışmaya çalışmaya tembelleşmesine yol açtı. Bu nedenle belirsiz durumlara katlanmak bizden 100 yıl öncesinde yaşamış insanlara göre daha zor geliyor. 

Hayattın kontrol edilebilen ve kontrol edilemeyen yanları


Hemen her yaşam olayının ya da durumunun bizim kontrolümüz altında olan ve bizim kontrolümüz dışında olan yanları vardır. Kendi seçimlerimiz ve kendi davranışlarımız hayatın kontrol edilebilir yanını oluşturuyor.
    Geri kalan hayat alanları ise bizim kontrolümüzde olmayan alanlar: Kendi duygularımız, kendi düşüncelerimiz, başkalarının duygu-düşünce ve davranışları, çevresel olaylar, genetik yapımız, geçmişimiz bu alanları oluşturuyor. Aslında kontrol edemediğimiz alanların kontrol edebildiklerimize oranla ne kadar fazla olduğunu fark etmişsinizdir. İşte belirsizliğe tahammülsüzlük hayatın kontrol edilemez alanlarında olan konularındaki belirsizliğe katlanmakta zorluk yaşama ve beyhude bir şekilde buraları da kontrol etme çabasını içerir.

Bu durumu bir örnek üzerinden anlatalım. Aslında son yılların en önemli yaşam olaylarından olan Corona virüs salgını bunun için güzel bir örnektir. 2020 yılının ilk üç ayını birçoğumuz her zamanki rutinlerimiz ve koşuşturmalarımız içerisinde geçirmiştik.

Plan yapmayı sevenler 2020’nin ileriki günlerindeki tatillerini, randevularını, ziyaretlerini de oldukça güzel bir şekilde planlamışlardı. Fakat bu planların birçoğu gerçekleşemedi çünkü hayatımıza Corona virüs salgını girdi. Evimizden çıkamaz, işlerimizi yapamaz, seyahat edemez, sevdiklerimizi göremez olduk. Corona virüsünün Covid-19 alt tipinin hayatımıza girmesi hayatın kontrol edemediğimiz kısmında bulunan ‘çevresel olaylar’ başlığı için iyi bir örnektir. Virüsün hayatımıza girmesi ile birçok belirsizlik de hayatımızı etkilemeye başladı. Özellikle virüs hakkındaki bilgilerimizin pek fazla olmadığı ilk haftaları oldukça tedirgin geçirdik ve uzmanlık alanı olmadığı halde pandemi yönetimi hakkında bilimsel dayanağı olmadan konuşan kişilerin de yanlış yönlendirmeleri nedeniyle kafamız çok karışıktı. Sonra yavaş yavaş kimleri dinleyip ciddiye almamız gerektiğini daha iyi ayırt eder olduk, virüsle mücadelede etkin yöntemlerle ilgili bilimsel veriler de gelmeye başladı.

    Fakat bu mücadelede bizim kontrol edebileceğimiz alan olan seçim ve davranışlarımız dışında bir şey yapamadık. Yani bizler uzman görüşlerine uygun seçimler ve davranışlar yaparak, sosyal mesafeye dikkat ettik, maske taktık, aşı olduk…vs. Fakat hayatın kontrol edilemez tarafında yer alan diğer insanların duygu, düşünce ve davranışlarına etki edemedik. Tüm uyarılara rağmen uzmanların önerileri dışında kalan insanların bu tutumlarını değiştiremedik. Bunu değiştiremiyor olmak da bizde öfke, çaresizlik, endişe ve tahammülsüzlük gibi olumsuz duygulara yol açtı. İşte bu duygular hayatın kontrol edemediğimiz yanını kabullenmekte zorluk çeken kişilerin sık sık yaşadığı duygulardır. 

Hayatın kontrol edilebilir kısmında işe yarayan tutumlar nelerdir?


Hayatın bu iki farklı yönü karşısında almamız gereken tutumlar da tabi ki birbirinden farklı olacaktır. Kontrol edebildiğimiz kısım kendi seçim ve davranışlarımızdır demiştik. Bu alana en güzel örnek akademik ve mesleki alandır.
Bu alanda insanı başarıya götüren tutum elinden geleninin en iyisini yapmaktır. Bu alanda çalışmak, çaba harcamak, emek vermek, sorgulamak, soruşturmak, araştırmak, planlamak, insanları ikna etmeye çalışmak gibi yöntemler işe yarar.
Bu yöntemleri başarıyla uygulamış olan kişiler bir tuzağa düşerler: Aynı yöntemlerin hayatın kontrol edilemez tarafı için de işe yarayacağını düşünmek. Oysa, bu büyük bir yanılgıdır. Hayatın kontrol edilemez yanında bu yöntemlerin hiçbiri işe yaramaz.
   Yeterince düşünsek Corona virüs salgınını öngörebilir miydik? Uzman görüşlerine uymayan insanları ikna etmek için hep birlikte çabalasak, onların bu tutumlarını değiştirebilir miydik? Muhtemelen bildiklerini okumaya devam ederlerdi (ve ediyorlar) ve biz kendimizi yıprattığımızla kalırdık. Çünkü hayatın kontrol edilebilir yanında işe yarayan yöntemler, kontrol edilemeyen tarafta işe yaramaz. Üstelik işe yaramadığı gibi, çağımızda sık görülen psikolojik sorunlar arasında yer alan endişe, çaresizlik, tükenmişlik, engellenmişlik gibi duygulara ve ruminasyona (bilişsel geviş getirme, dönüp dolaşıp aynı konuları düşünüp durma) neden olur. Eğer değiştirmeye çalıştığımız konu karşıdaki kişinin duygu, düşünce ve davranışları ise o kişiyle aramızda kırgınlıklara, sorunlara ve hatta belki de ilişkinin kopmasına yol açar. Aşırı kontrolcü bu tutumumuz çevremizdeki inşaların bizden giderek uzaklaşmasına yol açabilir. Zihnimiz sürekli bu planlamalar ve sorgulamalarla meşgul olduğu için çoğunlukla anda olmakta olanı kaçırırız. Hayat giderek tatsızlaşır, anlamsızlaşır. Zihnimiz yorulur. Duygudurumumuz çöker. Kronik stres nedeniyle bedensel sorunlar da yaşamaya başlarız. Üstelik biz A, B, C,…Z planlarını yaparken hayat bizim planlarımıza bakmadan ve bizim plan yapmamızı beklemeden akıp gider. Bilirsiniz, “hayat biz plan yaparken başımıza gelenlerden ibarettir” diye bir söz vardır. Planlarımız, kurgularımız, stratejilerimiz hayatın genel akışını değiştiremez.          

Peki hayatın kontrol edilemez yanıyla ilgili en akıllıca tutum nedir?


Öncelikle hayatın kontrol edilemez bir yanı olduğunu kabullenmek gerekli. Herhangi bir durumla karşılaştığımızda kendimize şunu sormalıyız: Bu durumla ilgili benim kontrolümde olan neler var? Seçimlerim ve davranışlarım konusunda elimden geleni yaptım mı? Bunlar dışında kalan hiçbir şeyin (örneğin; diğer insanların duyguları, düşünceleri, davranışları, seçimleri, hayatın bize sunacakları gibi) bizim kontrolümüzde olmadığını kabullenelim ve o kısmı kontrol etmeye çalışmak gibi beyhude bir çaba içerisine girmeyelim.

 Burada bahsedilen ‘kabullenme’ bize, diğer insanlara, sevdiklerimize, hayvanlara, doğaya, kadınlara, LGBT bireylere, azınlıklara yapılan haksızlıkları ve adaletsizlikleri kabullenmek değildir. Yani burada bahsedilen kabullenme aslında pasif bir tutum değildir; bilge bir tutumdur. Hayatın bizim kontrolümüz altında olmayan bir yanı olduğunu idrak etme bilgeliğidir. Kadına yönelik şiddet konusunu ele alalım. Bu durumun anlaşılabilir, desteklenebilir hiçbir yanı elbetteki yoktur. Birey olarak seçimlerimizi bu şiddete sessiz kalmamak ve tepki göstermek yönünde yapabiliriz. Davranışlarımızı da bu konuda mücadele edecek ve insanları bilinçlendirecek şekilde düzenleyebiliriz. Fakat biz bunu ne kadar tutku ve inançla yaparsak yapalım, bu konuda bazı insanların düşünce ve davranışlarını değiştiremeyeceğimizi gerçeği de vardır. Bu gerçeği bilerek ve kabullenerek biz bu alanda tepkimize devam edebiliriz.    
Aslında en güzeli kontrol edebileceğimiz konularda elimizden geleni yapmak, sonra da sakinlik içerisinde arkamıza yaslanıp kontrol edemeyeceğimiz konulardaki akışa kendimiz "BIRAK"abilmektir. Hayatın bize bu alanda neler sunduğuna bakalım. Sunduklarına göre yeni bir durum değerlendirmesi yapalım ve gerekliyse yeni seçimler ve davranışlar belirleyelim. İç huzurumuz büyük ölçüde bunu yapabilme, yani belirsizliğe tahammül edebilme derecemizle doğru orantılıdır.
İç huzurunu koruyabilen insan her türlü zorluğun altından başarıyla kalkabilir!!
Prof. Dr. Aslıhan Dönmez, Psikiatri Uzmanı, İstanbul.

ÖZGEÇMİŞ
2000 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2005 yılında Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı’ndan uzmanlığını aldı. 2005-2015 yılları arasında aynı anabilim dalında öğretim üyesi olarak çalıştı. 2010 yılında Doçent ünvanını aldı. 2013 yılında Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nden Nörobilim doktorasını aldı. 2015-2018 yılları arasında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü’nde Profesör unvanıyla dersler verdi. 2019 yılından beri Boğaziçi Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak ders vermektedir.
Bilişsel Davranışçı Terapi alanında ABD’de bulunan Academy of Cognitive Therapy’nin sertifikalı psikoterapisti ve eğiticisi, Avrupa Bilişsel Davranışçı Terapiler Derneği’nin (European Association for Behavioral and Cognitive Therapies) sertifikalı psikoterapistidir. 2012 yılında University of Pennsylvania’ya bağlı Center for the Treatment and Study of Anxiety merkezinde gözlemci olarak bulunmuş ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu ile Obsesif Kompulsif Bozuklukta Uzamış Maruziyet (Prolonged Exposure) tedavisi konusunda eğitim almıştır. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin Bilişsel Davranışçı Psikoterapi eğitici eğiticisidir. Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği’nin kurucu üyesi ve eğiticisidir. Aynı dernek tarafından yayınlanan Bilişsel Davranışçı Psikoterapi ve Araştırmalar Dergisi’nin yayın kurulunda yardımcı editördür.
2008-2011 yılları arasında Birey ve Toplum Ruh Sağlığı Derneği’nde cinsel travmaya maruz kalan kadınlarla grup psikoterapileri yürütmüştür. Bu çalışmalarının sonuçlarını Finlandiya ve Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçilikleri tarafından verilen burslarla uluslararası bilimsel platformlarda sözel ve yazılı olarak paylaşma olanağı bulmuştur.
Akademik ilgi alanları Nörobilim’de hayvan stres modelleri ve nöropsikanalizdir. Klinik ilgi alanları depresyon, anksiyete bozuklukları (panik bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu, travma sonrası stres bozukluğu) ve yeme bozukluklarında (anoreksiya nevroza, bulimia nevroza, tıkınırcasına yeme bozukluğu) Bilişsel Davranışçı Terapi uygulamaları ile kadına yönelik şiddettir.





Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2000.

Mezuniyet töreni.

Prof. Dr. Aslıhan Dönmez &

Doç. Dr. Sezin Akça Bayar.

358 görüntüleme0 yorum

Kommentarer


Yazı: Blog2 Post
bottom of page