top of page

Doç. Dr. Sezin Akça Bayar yazdı.. "MESELE SEVMEK DEĞİL AZİZİM.."

MESELE SEVMEK DEĞİL AZİZİM..


Düşünüyorum da babamdan, dayımdan sonra galiba bana en doğru cümleleri bana kuran insan "CAN BABA" ymış.

Baba, abi, öğretmen, büyüğüm, hocam.. akıl verenim.. şaşırtanım..ve daha nice mucizeler ve hayal kırıklıkları..

Datça'ya gitmek isteme sebebim, şiir okumayı ve yazmayı, insanları anlamaya ve anlaşılmaya çalışmayı en fazla isteme, değer bilme ve bilmelerini isteme sebebim..


iyi ki bu ülkede ve Ankara'da doğmuş.. onun öğretilerine ulaşabilme şansına erişebilmişiz..

Ne demişti.. ne yapmıştı ne hissetmişti bilemem ama.. Dilinin ucuna ne geldiyse yazmaya çalıştığı kesin..
Asilik mi dersiniz, duygu durum çoşkunlaşması mı, taşma mı, yoksa nöronların fısılaşmadan haykırmaya başladığı ana dönüş mü.. Adı veya tanımı her ne ise benim anladığım şu ki.. "İÇİNİZ DARMADAĞINKEN.. AKLINIZIN KALEMLE OYNADIĞI BİR OYUN BU.. VE KAYBEDENİ YOK.. HER İKİNİZ DE KAZANIYOR VE BAHSİ ARTTIRIYORSUNUZ BU OYUNDA.."
Şiir böyle bir şey galiba.. Riziko ile ihtimaller algoritması arasında bir yerdesin.. Hem her şeye hazırlıklısın hem de sürprizleri de olsun şaşırıyım diyorsun içinden.. Bence tabi..

İlişkilere ve sevgilere gelince.. "CAN BABA" boşuna dememiş.. "MESELE SEVMEK DEĞİL" diye.. Mesele yükselterek, gerektiğinde sen katalizörlük yaparak.. eksilenleri yerine koyarak.. artanları da yer isteyene vererek.. sunmak.. yaratmak, yaşatmak..

ÜZMEK DE GEREKTİĞİNDE.. ÜZÜLMEDEN NE AŞK NE SEVGİ OLUR BENİM KANIMCA.. DOZU VE AYARINDA.. ne öneriyorsa karşındaki.. sen ona ne kadar ulaşabiliyorsan.. yapmak ve yaşatmak gerekiyor bu hayatta..


Sevdiğim bir kaç şiirini sizlere hatırlatmak üzere burada paylaşıyorum..


ÜZERE ŞİİRİ

Diyelimki yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşalırcasına yağıyor mübarek,
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
Işte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi dibe dalayım diyorsun
İçine çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Ben varım

CAN YÜCEL



YANLIŞ HAYATIN PEŞİNDEN KOŞMAYACAKSIN !!


Boş Hayaller Kurmayacaksın! ..
Ne olmasını bekliyorsun?
Hayatın sana ne sunmasını bekliyorsun?
Dün akşam hayalini kurduğun şeylerin, sabah olunca gerçekleşeceğini mi umuyorsun?
Yanlış Hayatın Peşinde Koşmayacaksın!
Sistem böyle çalışmıyor!
Düşünce gücü, metafizik, parapsikoloji, yoga, meditasyon,
aklına her ne geliyorsa, neye inanıyor ve peşinden gidiyorsan,
hepsi bir yerde tıkanıp kalacaktır!
Ummakla, dilemekle olmuyor, ayağa kalkacaksın!
Her şeyden önce farkına varacaksın!
Hangi öğretiye inanırsan inan, üstün körü anlamayacaksın.
Bir bilgiyi gerçekten hayatında uygulayamıyorsan, o bilgiye sahip olduğun
yanılgısına kapılmışsın demektir.
Kendini kandırmayacaksın!
Gerçekleri anlayacak, sonu her ne olursa olsun kabul edeceksin.
Bazen bildiklerin, öğrendiklerinin acı verir.
Onu da yaşayacaksın.
Önce kendinin, ne olduğunun, nelere sahip olduğunun, gücünün, yeteneklerinin,
bu hayata neden geldiğinin farkına varacaksın.
Hayatını, gereksiz şeyler uğruna harcamayacaksın.
Kalbinde yaşadığın her duyguyu aşk sanıp, peşinden çöllere düşmeyeceksin.
Aşkın adını ağzına almadan önce, uzun uzun düşüneceksin.
Yüreğinle yüzleşeceksin.
Sevgiyi, tutkuyu, şehveti, alışkanlığı, çekimi, aşkı birbirinden ayırt edeceksin.
Hiç kimsenin ve hiçbir şeyin senden daha önemli olduğunu düşünmeyeceksin.
Bedenine, ruhuna, aklına sahip çıkacaksın.
Hak etmeyenin ardından yas tutup, bunu da aşka bağlayıp, aşkın şanını kirletmeyeceksin.
Kendini tanıyacaksın, hem de çok iyi tanıyacaksın!
Kimleri, neden ve niçin seçtiğini bileceksin.
İnsanız hepimiz, elbette zayıflıklarımız, düşkünlüklerimiz, saflıklarımız
var
ancak kendi huylarını, eksiklerini iyi tahlil edeceksin.
Ardından gözyaşı döktüğünün adını doğru koyacaksın!
Yıllar süren yaslar yaşayıp, unutamadığını iddia edeceğine,
neden hayatına başlayamadığını çözeceksin.
Korkularınla yüzleşeceksin.
Yattığın yerden, kurduğun hayale uygun bir beyaz atlı prens
beklemeyeceksin.
Aklın çalışacak, elin ekmek tutacak,
kimseye boyun eğmeden yaşamanın lezzetini bileceksin.
İster kocan olsun, ister oğlun, ister anan, ister baban,
kimsenin sevgisiyle hükmünü birbirine karıştırmayacaksın.
Ezilen, zavallı, akılsız olmak kazandırır gibi dursa da,
sonunda mutlak kaybettirir; bunu unutmayacaksın!
Başkalarına değil, kendi gücüne inanacaksın.
Birinin boynuna asılarak durursan, karşındakini yormakla kalmazsın,
bir gün kendi kolların bile çekemez ağırlığını düşersin;
kimseye dayanmayacaksın!
Dünya da sensin, evren de!
Kendini geliştireceksin. Büyüyeceksin, olgunlaşacaksın.
Ruhunu da,aklını da bedenin gibi besleyeceksin.
Önce sen büyük olacaksın, farkında olacaksın,
sonra dünyanın zevklerinin, aşkın, hayatın tadını çıkaracaksın.
Emanet hayatlara tutunup, ömrünü harcamayacaksın.
Ne olmasını bekliyorsan,
sen öyle oturdukça, olmayacak.
Boşuna hayal kurmayacaksın!

CAN YÜCEL
Ne güzel anlatmış.. Yanlış işerin, boş hayallerin, gerçek dışı hayatların peşinden koşmayı bırak yürümeyeceksin bile.. Duruşuna odakla kendini.. hayal et evet ama seni geliştirecek ve yüceltecek her şeyi..

HERKES GİTMEK İSTİYOR


Bu günlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi…
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim,
Öteki de olmuyor;
Yani herşeyi yüzsütü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
Öbür yanımız “otur” diyor.
“O”tur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık…
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler,
Bir çocuk daha doğurmalar,
Borçlara girmeler,
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben;
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.

CAN YÜCEL

HER ŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

CAN YÜCEL
Sen ne isen ve ne olmak istiyorsan.. Aslında karşındaki de o.. Neyi ne kadar nasıl hissediyorsan o"sun ve o kadar"sın..

BEN EN ÇOK HAYATTA BABAMI SEVDİM

Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü, ha düşecek-
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici-hep, hep acele işi! -
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezberledim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu
40'ı geçerse ateş, çağrırlar İstanbul'a
Bir helalleşmek ister elbet, diğ'mi, oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oyununu
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

CAN YÜCEL

BEN DE HAYATTA BABA-ANNE AYRIMI YAPMADAN.. BABALIK VE ANNELİK AYRIMI YAPMADAN SEVENLERİ SEVDİM..
SON OLARAK ÜSTAD'IN EN SEVDİĞİM "BABA" ŞİİRİYLE YAZIMI TAMAMLIYORUM..
Mesele Sevmek Değil Azizim
Kime sorsam herkes seviyor zaten..
Mühim olan güzel sevebilmek..
Kırmadan..
Dökmeden..
Yormadan..
Acıtmadan.. 

SAYIN CAN YÜCEL KISA ÖZGEÇMİŞİ

Can Yücel (21 Ağustos 1926, İstanbul - 12 Ağustos 1999), modern Türkşairidir. Kullandığı kaba ama samimi dil ve bariton sesiyle okuduğu şiirlerle Türk Edebiyatı'nda farklı bir tarz yaratmıştır. Yedi yıl süreyle Millî Eğitim Bakanlığı yapan Hasan Âli Yücel'in oğludur.
    1943 yılında, yakın dostu ve Ankara Atatürk Lisesi’nden sınıf arkadaşı "Gazi Yaşargil" ile birlikte yurt dışı eğitim bursu kazandığı halde, babası, dönemin Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel "Bakan, kendi oğluna torpil yaptı derler" diyerek karşı çıktığı söylendi. Gazi Yaşargil, bu bilginin doğru olmadığını, ikisinin de ailelerinin imkânlarıyla yurt dışına gittiklerini açıkladı. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı. Askerliğini Kore’de yaptı. 1958’de Türkiye’ye döndükten sonra bir süre Bodrum ve Marmaris’te turist rehberi olarak çalıştı. Ardından bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını İstanbul’da sürdürdü. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu evlilikten iki kızı (Güzel ve Su) ve bir oğlu (Hasan) oldu.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Can_Y%C3%BCcel

    Son yıllarında Eski Datça’ya yerleşti ve her hafta Leman, her ay Öküz dergilerinde yazıları ve şiirleri yayınlandı. 1996 yılında kurulan Emek Partisi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. Şairin "Hava döndü" şiiri EMEP’in parti marşı olarak kullanılmaktadır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e hakaretten de yargılanan Yücel, 18 Nisan 1999 seçimlerinde Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. 12 Ağustos 1999 gecesi ölen şair, çok sevdiği günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça’ya defnedildi.

Datça, Can Yücel Sokağı ve Müze Evi.

Datça'ya ve tüm sevenlerine selam olsun.. Huzur içinde uyu..!!
Tüm babalara ve "BABA" olanlara, oldurulanlara, anılanlara, unutulmayanlara.. AYCAN, MEHMET, ERDOĞAN BABALARA SELAM OLSUN.. !! Anneler günü geçtiyse artık onlara olsun bu yazılar..
Doç. Dr. Sezin Akça Bayar, Göz Hastalıkları Uzmanı, Başkent Hastanesi, Ankara
Sanat ve Şiir Sever, Umutlarını Kuzeye Çevir Kitabının yazarı
491 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page