top of page

"AKLIN GÖZÜ" Prof. Dr. Sezin Akça Bayar yazdı..

"BENLİK VE RUH ÜZERİNE HAYALLER VE DÜŞÜNCELER"





Ne zamandır okumaya kafa yorduğum, bütünleştimeye çalıştığım bir kitabı "AKLIN G'ÖZÜ' nüz sizlerle paylaşmak istiyordum..

Orjinal adı ile; "THE MIND'S I / FANTASIES AND REFLECTIONS ON SELF AND SOUL"..


Çok düşünen ve görece az konuşmayı seven biri olarak aslında bu bazen iyi bazen de çok iyi bir özellik haline gelebiliyor..


"Yine de aklımızın dilimize adaletli ve süzgeçten geçmesi.. duyanlara, duymak isteyenlere ve anlamak isteyenlere güzel tınılarla ulaşması ve izini bırakması dileğiyle.."
Gelelim bu iki önemli "Bilim Adamı"na.. "DOUGLAS R. HOFSTADTER ve DANIEL C. DENNETT.."

Douglas Richard Hofstadter (gen. Douglas R. Hofstadter, d. 15 Şubat 1945), Amerikalı bir bilim insanıdır. Yaygın olarak 1979'da yayınlanan Gödel, Escher, Bach: An Eternal Golden Braid (Gödel, Escher, Bach: Ebedi Güzel Bağlantı, Türkiye'de Gödel, Escher, Bach: Bir Ebedi Gökçe Belik adıyla 2001 yılında yayınlanmıştır) kitabı ile tanınır. 1980 yılında kurgu dışı alanda Pulitzer Ödülünü kazanan bu kitap, binlerce öğrencinin bilgisayar bilimleri ve yapay zekâ konusunda meslekler seçmelerine önayak olmuştur.


Nobel Fizik Ödülü sahibi Robert Hofstadter'in oğludur. 1975'te Oregon Üniversitesi'nden Fizik Doktoru derecesini kazanmıştır. 2005 yılı itibarıyla Bloomington'daki Indiana Üniversitesi'nde (Indiana University at Bloomington, IUB) Bilişsel Bilim öğretim üyesidir. Ayrıca Bilim Tarihi ve Felsefesi, Felsefe, Karşılaştırmalı Edebiyat ve Psikoloji bilim dallarında da bağlantılı profesör olarak görev almaktadır. 
İsveççe, İtalyanca, İngilizce, Fransızca, Almanca ve bir miktar Rusça bilen Hofstadter, çok dillidir (GEB'in bazı bölümlerini Rusçaya çevirmiştir). Kaybettiği eşi Carol'a adanmış olan kitabı Le Ton beau de Marot'da, kendisini "pi dilli" (3.14159 dilde yetkin) ve "oligoglot" (birkaç dili konuşabilen) olarak nitelemektedir.
İlgi alanları arasında zihnin temaları, yaratıcılık, bilinç, kendine gönderme yapma, çeviri, ve matematiksel oyunlar yer almaktadır.

    Scientific American dergisinde Marting Gardner tarafından hazırlanan Mathematical Games (Matematiksel Oyunlar) sütununu, Gardner'in emekliliğinin ardından, Hofstadter Metamagical Themas (Sihir hakkında yapılan sihre dair temalar, "Mathematical Games""in bir anagramı) adıyla devralmıştır. Hofstadter, ayrıca Bu Kitap Hakkındaki Görüşler kavramını da ("Metamagical Themas"da ortaya atılan bir fikir olarak) geliştirmiştir:
    
    "Bu benim bir fantezim. İçinde gazete ve dergilerde kendisi hakkında çıkmış olan eleştirilerden başka hiçbir şey yer almayan bir kitap görmek ne hoş olurdu. Bu çelişkili gibi görünüyor olabilir ama sıkı çalışma ve iyi planlama sayesinde yapılamayacak iş değil. Önce, önde gelen dergileri kitaba katkıda bulunanlar tarafından hazırlanan eleştirileri yayınlamaya ikna etmek gerekiyor. Böyle olunca eleştirmenler de bu konuda yazmaya başlayacaklardır. Ama bu arada hazırladıkları çeşitli taslakları diğer eleştirmenlere düzenli olarak göndereceklerdir, öyle ki tüm eleştiriler birlikte evrilecek ve nihayetinde fizikte "Hatree-Fock kendi ile tutarlı çözeltisi" olarak bilinen bir durağan duruma ulaşacaktır. Böylece kitap sonunda basılabilir, bunu da önceden anlaşıldığı gibi dergilerdeki eleştirileri takip eder."


Daniel Clement Dennett (d. 28 Mart 1942), Amerikalı felsefeci, yazar ve bilişsel bilimci. Günümüz Batı felsefesinin önemli felsefecilerinden biridir. İlgi alanındaki konular bilişsel bilim, bilim felsefesi, zihin felsefesi, yapay zekâ, psikoloji felsefesi ve bilinçtir. Bunlara ilişkin çalışmalarında evrimsel biyolojinin sunduğu verilerden yararlanmaktadır.

Şu anda Tufts Üniversitesi'nde Bilişsel Bilim Bölüm Başkanı'dır.


Peki ne anlatıyor bu kitap?

Zaman zaman herkesin aklını meşgul etmiş bazı felsefi sorular vardır:

Zihin nedir? Onu bedenden ayrı düşünmek mümkün mü? Düşünen ya da hisseden maddi midir?

Ben kimim?

Gerçekten özgür bir iradeye sahip miyiz?

Her şey belirlenmiş olabilir mi?


Bu sorular merak uyandırıcı olduğu kadar kafa karıştırıcıdır da.. Nitekim Douglas Hofstadter ve Dniel Dannett,

" ELİNİZDEKİ BU KİTABI BU ZİHİN KARIŞIKLIKLARINI ORTAYA ÇIKARMA VE BELİRGİNLEŞTİRME GİRİŞİMİ OLARAK TASARLADIK" diye yazıyorlar..

Bu doğrultuda benlik, bilinç, başkası gibi konuları farklı metinlere başvurarak , çok yönlü ve disiplinler arası bir yaklaşımla ortaya koyuyorlar..


Kitaptan bazı bölümlerden alıntıları size sunuyorum..


İÇ GÖZÜMÜZ

Bunca yıldır gözün içini merakla inceleyen bir doktor olarak.. Bizim "iç gözümüz" ü dinlemek, okumak bana çok ilginç geldi..

Zihin-beden sorununu çözümsüz hale getiren bilinçtir. Belki de günümüzde bu sorun üzerindeki tartışmalar bu nedenle bu noktaya fazla değinmemekte ya da açıkça yanlış algılanmaktadır. Aldatıcı indirgemeciliğin son dalgaları, bazı materyalizm, psikofiziksel özdeşleşme ya da indirgeme çeşitlemeleri olasılığını açıklayabilmek için zihinsel olguların ve zihinsel kavramların çeşitli analizlerini üretmiştir. "Ama uğraşılan sorunlar bu tip indirgemeciliğe yatkındır ve zihin-beden sorununu özgün kılan nokta ise, su-H2O sorunu, Turing makinesi- IBM makinesi sorunundan, yıldırım-elektrik çarpması sorunundan, gen-DNA sorunundan ya da hidrokarbon-meşe ağacı sorunundan farklı olarak "GÖZ ARDI EDİLMESİ" DİR.

Ne var ki felsefeciler de diğer tüm insanlar gibi tanıdık ve iyi bilinir şeylere uygun tanımlamalarla alışılmayanları açıklamaya kalkışma zaafına sahiptirler. Böylece daha bildik indirgeme örneklerine uygun olduğundan zihin konusunda inanılması olanaksız noktaların kabul edilmesi gerçekleşmiştir.

DÜŞÜNCELER














    Matematik ve fizik derslerinde ünlü bir bulmaca vardır. "Niçin bir ayna sağı solu gösterir, ama altı üstü göstermez? diye sorulur. Birçok insanın derin düşünmesine yol açar.
    Sorunun yanıtı, kendimizi aynadaki yansımalarımıza en uygun biçimde gösterdiğimize inanmakta yatmaktadır. İlk tepkimiz de öne doğru birkaç adım atmak ve topuklarımızın üzerinde dönüp aynadaki "kişi"nin yerine geçmektir ve bunu yaparken "o kişi" nin kalbinin, apandisitinin vs yanlış tarafta olduğunu unuturuz.. 
    Büyük bir olasılıkla beynin konuşma yarıküresi, standart olmayan taraftır. Kaba bir anatomik düzeyde bu kimse "HİÇ KİMSE"dir. Mikroskopik açıdan durum daha da kötüdür. DNA molekülleri yanlış yönde sarar ve ayna-"kişi". gerçek bir insanla bir ışık'tan daha fazla eş olamaz!
Haritalama, iz düşürme, özdeşleşme, empati -ne derseniz deyin- bu kavramın son derece aldatıcı bir yanı vardır!! Neredeyse asla karşı konulamayan bir insan alışkanlığıdır. Ama bazı çok garip kavramsal yollara sürükleyebilir.

EPİSTOMOLOJİK BİR KARABASAN


Sahne 1. Frank bir göz doktorunun muayenehanesindedir. Doktor eline bir kitap alıp sorar. "Bu ne renk?" Frank, "Kırmızı" diye yanıtlar. "Ahha tam düşündüğüm gibi!" der doktor. "Sizin tüm renk mekanizmanızın çalışması bozulmuş. Ama tedavi edilebilir durumda ve birkaç hafta içinde sizi kusursuz duruma getireceğim."

Sahne 2. (Birkaç hafta sonra) Frank, bir deneysel epistemoloğun evindeki laboratuardadır. (Bunun ne demek olduğunu biraz sonra öğreneceksiniz!) Epistemolog, bir kitabı gösterip sorar. "Bu kitap ne renk?" Frank'e daha önce göz doktoru tarafından "tedavi edilmiş" olduğu söylenmiştir. Ama son derece analitik ve temkinli bir yapıya sahip olduğundan çürütülme olasılığı bulunan bir kanıt vermek istemez. Sonunda, " Bana kırmızı gibi görünüyor" diye yanıtlar.


EPİSTOMOLOG: Yanlış!!
FRANK: Ne dediğimi duyduğunuzu sanmıyorum. Bana kırmızı gibi görünüyor dedim yalnızca. 
EPİSTEMOLOG: Sizi duydum ve yanıldınız.
FRANK: Şunu açıkça anlamak isterim; yani bu kitabın kırmızı OLUŞU konusunda mı hata yaptığımı, yoksa bana kırmızı GİBİ GÖRÜNÜYOR dediğim için mi hata yaptığımı söylemek istiyorsunuz?
EPİSTEMOLOG: Kırmızı olduğunu söylerken hata yaptınız demiş olamam, çünkü kırmızı olduğunu söylemediniz. Yalnızca, size kırmızı GİBİ GÖRÜNDÜĞÜNÜ söylediniz ve BU ifade hatalı.
FRANK: Ama "BANA KIRMIZI GELİYOR" ifadesinin hatalı olduğunu söyleyemezsiniz. 
EPİSTEMOLOG: Eğer SÖYLEYEMEZSEM nasıl olup da söyledim?
FRANK: Yani DEMEK İSTEMİŞ olamazsınız demek istedim.
EPİSTEMOLOG: Niçin olmasın?
FRANK: Ama ben kitabın bana ne renk GİBİ GÖRÜNDİĞÜNDEN eminim!
EPİSTEMOLOG: Yine hatalısınız.
FRANK: Ama benden daha iyi kim bilebilir?
EPİSTEMOLOG: Ben bilirim.
FRANK: Siz benim özel zihinsel durumlarıma nasıl ulaşabilirsiniz?
EPİSTEMOLOG: Özel zihinsel durumlar! Metafizik saçmalık! Bakın, ben bir UYGULMACI episteloğum. "ZİHİN" ve "MADDE" karşıtlığı konusundaki metafiziksel sorunlar yalnızca epistemolojik karmaşadan ortaya çıkıyor. Epistemoloji aslında felsefenin gerçek temelidir. Eski epistemologların sorunu ise tümüyle kuramsal yöntemler kullanmalarıdır ve tartışmalarının çoğunun dejenere olup kelime oyunlarına dönmesidir. Başka epistemologlar, bir insanın şuna buna inandığını öne sürerken hatalı olup olmayacağını ciddi olarak tartışırlarken, ben bu gibi sorunların DENEYSEL OLARAK nasıl çözümlenebileceğini keşfettim.
FRANK: Böyle konularda nasıl deneysel olarak karara varabiliyorsunuz?
EPİSTEMOLOG: Doğrudan o kişinin düşüncelerini okuyarak.
FRANK: Yani telepati yeteneğiniz olduğunu mu söylüyorsunuz?
EPİSTEMOLOG: Elbette hayır! Yapılması gerektiği açıkça görülen şeyi yaptım demek oluyor. Teknik açıdan beyineskop adıyla bilinen bir beyin-okuma makinesi geliştirdim ve şu anda bu odada çalışıp sizin beyninizdeki tüm hücreleri tarıyor. Böylece tüm duygularınızı ve fikirlerinizi okuyabiliyorum ve bu kitabın size kırmızı gibi GÖRÜNMEDİĞİ nesnel bir gerçek olarak ortaya çıkıyor. 
...Bir ton konuşma sonucunda..
...
FRANK: Şimdi anlıyorum! Yani benim İNANÇLARIM hatalı değildi, yalnızca cümleler hataylıydı.
EPİSTEMOLOG: Doğru.
FRANK: Çok şaşırtıcı! Bu arada kitap cidden ne renk?
EPİSTEMOLOG: KIRMIZI!
FRANK: Nee!!
EPİSTEMOLOG: Elbette kitap kırmızı. Neyiniz var sizin? Gözünüz yok mu?
... 3 ay sonra Frank tekrar epistomoloğun evine gider...
EPİSTEMOLOG: Sizi görmek ne güzel! Lütfen oturun.
FRANK: "Kırmızı olduğuna inanıyorum" cümlesi yanlış olduğuna göre, aslında ben kitabın kırmızı olmadığına inanıyorum demektir ve kitap kırmızı olduğuna göre, benim yanlış bir İNANCIM VARDIR. İŞTE BÖYLE!
EPİSTEMOLOG: Hiç de değil. Ben Jüpiter'de yaşam ya vardır ya da yoktur diye İNANIYORUM. Ama ne olduğuna ne de olmadığına İNANMIYORUM. Her iki şekilde de elimde bir KANIT YOK ÇÜNKÜ!
.. O sırada doktor da konuşmalara katılır..
FRANK: Peki ama ben niçin bunun doğru olduğuna İNANDIĞIMDAN kuşku duydum?
DOKTOR: Çünkü doğru olduğuna İNANMADINIZ ve bilinçaltında bu gerçeği fark edecek kadar zekisiniz. Ayrıca, kişi kendi duygularından şüphe duymaya başladığında, bu kuşku tıpkı bir enfeksiyon gibi soyut düşüncelerin gitgide daha yüksek düzeylerine yayılır ve sonunda TÜM İNANÇ SİSTEMİNİ GÜVENSİZLİK DOLU BİR KUŞKU KÜTLESİ biçimini alır. Bahse girerim ŞİMDİ epistemoloğun bürosuna gitseniz, makine onarılmış olsa ve kitabın kırmızı olduğunuza inandığınızı ileri sürseniz, makine sizinle aynı fikirde olacaktır. 
FRANK: Anlıyorum. Fakat son bir sorum var. Güvenilmez olduğunu söylerken, makine nasıl güvenilir olabildi?
DOKTOR: Makine asla güvenilmez olduğunu iddia etmedi, Yalnızca epistemoloğun ona güvenmesinin daha iyi olacağını söyledi ve makine haklıydı!!

    Epistemoloji (Antik Yunanca ἐπιστήμη, epistēmē 'bilgi', ve -loji) ya da bilgi felsefesi, bilgiyle ilgilenen bir felsefe dalıdır. Epistemologlar, bilginin doğası, kaynağı ve kapsamı, epistemolojik gerekçelendirme, inancın rasyonelliğini ve diğer çeşitli konuları incelemektedir. Epistemoloji, felsefenin etik, mantık ve metafizikle birlikte dört ana dalından biri olarak kabul edilir.[1][2]
    Epistemolojideki tartışmalar genel olarak dört ana alanda toplanmıştır:
Bilgi doğasının felsefi analizi ve bir inancın bilgiyi oluşturması için gereken gerçeklik ve gerekçelendirme gibi koşullar
Algı, gerekçe, bellek ve tanıklık gibi potansiyel bilgi ve gerekçeli inanç kaynakları
    Tüm gerekçelendirilmiş inançların birer gerekçeli temel inançtan mı türetilmesi gerektiği yoksa gerekçelendirmenin yalnızca bir dizi tutarlı inanca mı dayalı olması gerektiği soruları da dahil olmak üzere, bir bilgi bütünün veya gerekçelendirilmiş bir inancın yapısı
    Bilginin olabilirliğini sorgulayan felsefî şüpheciliğin yanı sıra, şüpheciliğin sıradan bilgi iddialarımıza bir tehdit oluşturup oluşturmadığı ve şüpheci argümanları reddetmenin mümkün olup olmadığı gibi sorunlar
    Epistemoloji, bu ve diğer tartışmalarda "Ne biliyoruz?", "Bir şeyi bildiğimizi söylemek ne anlama gelir?", "Gerekçelendirilmiş inançları gerekçelendirilmiş kılan nedir?" ve "Bildiğimizi nasıl biliyoruz?" gibi soruları cevaplamayı hedefler.

HOW DO WE KNOW?

"Epistemology is the "theory of KNOWLEDGE." It is concerned with the mind's relation to reality. What is it for this relation to be one of knowledge? Do we know things? And if we do, how and when do we know things?"



Kısaca epistomoloji, ne bildiğini ve ne bilmediğini BİLİP, ona göre önlem almak, ne yapabileceğini bilmek veya ne yapamadığını BİLMEK'tir BANA GÖRE..
Siz eğer hayatınızı bu kuram üzerine geliştirip ilerletebilirseniz; yaşadığınız evin de farkında olursunuz, ailenizi de bilinçlendirsiniz.. Çalışma ve üretme amacınızı da farkına varır.. Birikim ve geleceğinizi şekillendirmeyi de materyalizm üzerine değil de belki yüce değerler üzerine yapmayı ve ilerletmeyi ve gelecek nesillere bunu bırakmayı ilke haline getirebilirsiniz...
"..Kİ BÖYLECE EPİSTOMOLOJİK BİR ÇÖKÜŞÜN ÖNÜNE GEÇEBİLİRSİNİZ..!!"
EVİNİZ DE, GELECEĞİNİZ DE.. KADERİNİZ DE.. KARAKTERİNİZ DE ÜZERİNE ÇÖKMEZ VE ALTINDA KALMAZSINIZ..
Sevgiyle kalın..
Prof. Dr. Sezin AKÇA BAYAR, Göz Hastalıkları Uzmanı, NORTHWAY

428 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page